3.14.2010

Kafam Atık


Acaba şu dede yadigarını,
İndirsem mi dolaptan?
Koyup belime, çıkıp sokakağa,
Terör estirsem mi ufaktan?
Ne dersin,
Sevgilim...?



3.13.2010

Metrobüs Savaşları, Bölüm 1 : Söğütlüçeşme


Uzun süredir yakınlarıma Metrobüs Savaşları isimli bir yazı dizisine başlayacağımdan söz ediyordum. Evet, zamanı geldi. Özellikle dün sevdiğim bir insanın metrobüs sıkıntılarını bana anlatması üzerine iyice hiddetlendim, başlıyorum.

***

Bilenler bilir ben Erenköy'de ikamet ediyorum. Dünyanın en güzel, en sakin semti. Küçükken bir metropol olarak gördüğüm Erenköy, şu an bir emekli muhiti.
Her sabah 5:30'da yataktan kalkıyor, okula gitmek üzere giyiniyor, saçı başı yapıyor, diş fırçalıyor ve yola koyuluyorum. Genelde 6:07 treni ile metrobüse geçiyorum.

Şimdi metrobüs o kadar güzel bir olay ki, Edirnekapı'da inmeniz gerekse bile bazen Avcılar'a kadar gitmek geliyor içinizden. Çünkü 1,5 TL gibi komik bir ücreti var. Arabayla gitseniz, gidiş dönüş olarak 30 TL'ye yakın bir benzin yakacaksınızdır ortalama bir binek araçla. Gel gelelim çok güzel bir imkan, ultra bir ulaşım. Fakat fırsat içerisinden fırsat çıkarıyor, Metrobüsü dahi çıkarlar matruşkasına çevirebiliyoruz milletçe.
Günümüzde metrobüs, vicdanın son bulduğu birkaç yerden birisi. Özellike bayanlara sesleniyorum, Eğer ki küpeştenizi seviyorsanız saat 6:30 dan sonra ara duraklardan metrobüsü aman aman tercih etmeyin. 112'ye binin, 202'ye binin. Ama metrobüsü boşverin. Çünkü içerisi bir muharebe alanı, egoların tavan yaptığı bir güzergah. Mahşer yeri. Kul hakkının bile giremediği bir sosyal hizmet zinciri.
Söğütlüçeşme ise benim için bu serüvenin başlangıç noktası. Gökyüzü mora çalarken burada bekliyor ve genelde yolculuk öncesi son sigaramı yakıyor oluyorum. İşte tam bu nokta da, diğer vasıtalardan inenlerin akbil seslerini duymamla, bir sonraki metrobüste cam kenarına oturmak için önden 3. kapıya konuşlanıyorum. Çünkü benim gibi "orta derece vicdanlı"lar için oldukça ideal bir konum. Eğer ki, yaşlıya, sakata dayanamıyorsanız aman diyeyim, önünde boşluk olan koltukara oturmayın. Yalan olursunuz. Mümkünse ters gidin ve "asırlık"larla göz göze gelmemeye çalışın. Eğer müzik dinleyerek yolculuk yapıyorsanız, sakın "en arkaya oturayım" da demeyin ayrıca. Çünkü, dünyanın en kaliteli kulaklığına dahi sahip olsanız, "TOR TOR" sesi altında ezilecektir. Ha bundan yanla müzikten feragat edecekseniz ve benim gibi orta derece vicdanlı iseniz, motorun yanındaki EN YÜKSEK koltuk ortalığa hakim olmanızı sağlayacaktır kardeşlerim. ;)

Söğütlüçeşme'den binenler her zaman Avcılar'dan binenlerden daha elittir. Şopar dağılımı oldukça düşüktür. Ve eski İstanbul kültüründen mi diyeyim artık, insanlar bir nebzede olsa birbirlerine saygı çerçevesinde davranabiliyorlar. Hoş yinede burada esas olan oturmak. İlk duraktan binmek, belki çok küçük bir ihtimal Fikirtepe'den binip yer bulmak. Ama Fikirtepe söz konusu altını çizerim.

Şimdi Söğütlüçeşme'den huzurlu bir yolculuk için bir kaç püf noktası vereceğim arkadaşlar;

Sağlam Duruş:

Dediğim gibi mevzilenme olayını iyi ayarlamanız gerekiyor. İstasyona girdiğiniz gibi ilk hareket eden metrobüste inatçı olursanız büyük ihtimal ayakta bir yolculuk sizi bekleyecektir. Bu yüzden sakin fakat seri olmak lazım. Bu aşamada kendinize Buz Adam lakaplı Ergün Penbe'yi örnek almanız gayet işinize yarayacaktır. Bu metrobüsün gitmesini bekleyin, içeriye hınca hınç doluşanları izleyin. Fakat sakın ha sakın "Binmek isteyenler rahat binsin diye kapı ağzından çekilmeyin, mevzinizi bozmayın. Aksi takdirde daha fazla beklersiniz. Topuklarınız sarı çizginin bittiği noktada olsun. Eğer boyunuz uzunsa metrobüs geçerken kafanızı dikiz aynasından koruyun. Bir sonraki metrobüste hizalandığınız yerden rahatlıkla istediğiniz yere oturabilirsiniz. Yeter ki vücut çalımlarını yemeyin, kendinizi dirseklerden koruyun.

Göz Teması:

Söğütlüçeşme'nin ve bu civardaki Feneryolu olsun Kızıltoprak olsun, "yaşlı ve muhtaç" muhiti olduğunu unutmayın. Sağlam duruşu uygulamış olabilirsiniz ama bu tek başına yetmez. Olabildiğince göz temasında bulunmayın varsa kulaklığınızı takın müzik dinlemeseniz bile. Vicdanınız rahat olsa bile ahlaksız, görgüsüz olarak fişlenmeniz işten bile olmaz. Çünkü burası ihtiyar muhiti. Sonra o tatlı, bereli ve terbiyeli kızla kesişmenizde kendinizi zorlara sokmuş olursunuz.

Hak Savunmak:

Her ne kadar burası Söğütlüçeşme de olsa mutlaka sizin bir anlık boşluğunuzdan yararlanacaklar vardır. Kapıda atamadığı vücut çalımını koltuğun başında atmaya çalışacaklardır. Sakın yılmayın ve bereli kızı dahi düşünmeyin. Çünkü en sinir bozucu durum budur. Omuzlarınızı iyice açın ve perdeleme yapın. Eğer ki o ilk belirlediğiniz yere oturamazsanız hiç bir yere oturamazsınız ve dışarı çıkıp bir 10 - 12 dakika kaybetmiş olursunuz. Bu da İstanbul trafiğinde önemli bir süre aralığı.

Söğütlüçeşme ile ilgili anlatacaklarım bu kadar. Esas olan Mecidiyeköy'e , Fortçulara değineceğim bir sonraki yazımda. " Siz siz olun AYIK OLUN. "

3.06.2010

3.03.2010

Sana Yazdım.

Aslında hep istediğim sade şeylerdi,
Mütevazi bir hayattı tek ümidim.
Israrla, inatla karşı geldin.
Neydi seni bu kadar özgür kılan?
Affı yok mu bunun, neydi sana yapılan?

Kış günlerim inan cayır cayır.
O ayrıldığımız gün, hâlâ "fire in the hole",
Duman oldum, korum küllendi.
Umudum yitti, ağzımın tadı gitti.
Merak ediyorum acaba sebebi neydi?
Unutman bu kadar kolay olduğuna göre.
Neyse...

Kalbimdeki çatırtıları duyamıyor musun?
Ilıktır sana, bana cehennem bildiğin.
Zaten bilemedin aşkımı,
Iraktın aslında bana sevdiğim.

3.01.2010

Sigortasız işçi gibiyim, Geleceğim meçhul.


Şimdi bende yazılar yazsam,
Blogu rengarenk, şıkır şıkır donatsam,
Duvardan duvara çeşit çeşit etsem,
Bahar dönemi için yatırım yapmış olmaz mıyım?

Aşklı, sevgilili, hisli hisli konuşsam,
Fotoğraflarıma binbir efekt koysam,
Dale yerine Dali'ye hayran olsam,
Av sezonu çakallığı etmiş olmaz mıyım?

Arkadaşça yaklaşıp, kumpaslar kursam,
Yalan öfkelerle yastıklara vursam,
Katreler akıtsam, duygulansam,
Garantici olup, fırsatçılık etmiş olmaz mıyım?

Hakkım yendiğinde umursamaz davransam,
Ekmek alırken ellemeden, dokunsam,
Bana vurana, "Bak güzel kardeşim" desem,
Karı yemek için, naif ayağı yapmış olmaz mıyım?



2.17.2010

Aşk Hezeyanı

Sevgilim;
Dün gece çok oturdum, düşündüm.
Götüm dümdüz oldu.
Aylardır hep aşkımızı düşündüm.
Sen ve ben, yıldızlara uzanır gibiydik...
O kadar yer ettin ki içimde,
Sen bendin,
Ben sendim...
Değerimi asla bilemedin.
Dün gece çok oturdum, düşündüm.
Sana layık olmayan bu minimal şiiri yazdım.
Çok sikten oldu sevgilim gerçekten.
Ah sevgilim sikten, gerçekten...
Hani bana ayak yapıyorsun,
Bin bir hile,
Madrabazlık,
Şarlatanlık ediyorsun sevgilim.
Katakullilerin sana beni kaybettirecek.
Ben çok milyarder birisi olacağım.
Azimliyim,
Gayretliyim,
Her delikte isabetliyim,
Dün gece çok oturdum, düşündüm.
Acayip forslu bir adam olursam,
Senin dünyan yıkılır gülyüzlüm.
Ah gül, oh yüz sevgilim.
Gerçekten sevgilim...
Gün gelecek alacağım hem arabayı hem evi,
Sana ise çekeceğim en kallavi ssssiktirimi.

Nisan 2009

2.14.2010

Kahve Sevdamız

Temsili Resim


Bugün okulda bir kurnazlık yaptım.
Kendimle iftahar ederek makineye yanaştım.
Nihayet çıkacaktı cebimden YTL'ler,
Hem de karşılığını alacak, net bir kâr edecektim.

Neyse arkadaş, yanaştım kahve makinasına,
Çıkardım baktım, eski Yeni Türk Lirasına,
Bizim elemanları topladım, "gelin, kahve içecez diye"
Yedirdim YTL'leri doyurduk kahvenin tadına.

Gel gelelim elimde bitti devrik lider,
Attım elimi cebime Yeni Normal TL'ler,
Başka yolu yoktu, Harcayacaktık onu.
Soğumadan yetişeyim, biraderlerin kahveler.

Attım Yeni Normal TL'yi, itinayla makineye,
Ne ses var ne seda, bizim "normal" düşmedi bile.
Kredi mredi göstermedi, Yeni Normal boşa gitti.
Nihayette hakkım yendi, palazlandım ibneye.

"PAT PAT" parmağımla vurdum para haznesine,
Güpegündüz yalan olduk, beleş kahve sevgisine.
Bir kaç küçük tekmecik, yandan biraz dürtmeler,
Tık yok gavur icadında, cinlerim çıktı tepeme.

"Sikerim lan ha seni" deyip kafayı gömdüm ön panele,
Panelini kunelini indiridim, vereceği bir kahveye.
Ben bu işin kahvesinde değilim bilemedi arkadaş,
Bilmiyor ki; gelemiyorum hakkımın yenilmesine.

Beni böyle sinirli görünce arkadaşlar,
Sorgusuz sualsiz, makineye daldılar.
Tokatlar, tekmeler ardıardına düşüyor.
Anasını siktik makinanın.

2.12.2010

"Bakkal" deyip geçme, bir gün kıyağı olacaktır.


Bu alemde her daim on numara kılas ve delikanlı takılıyoruz. Soracak olursanız delikanlılığın bu piyasalarda hiç bir türlü ekmeği yok. Çünkü dünya ibnelik dünyası, naiflik dünyası, enteresanlıklara ilginçliklere müsaitlik dünyası. Kendisine yapılan haksızlıklara "utandırarak" cevap verebileceğini düşünenlerin dünyası. Sizinde bildiğiniz gibi böyle bir olay çok naylon duruyor. Karı yemek için bilgili gibi takılmaya, entel duruşa birşey söylemiyorum. Tabii ki kovalayacaklar, her türlü taklayı, mum duruşunu yapacaklar. Ama balta olduğum bir durum varsa o da; bu kumpasları kişilikleştirmek.

Ya arkadaş, sen bir kere, Dudullu minibüsünün hava filtresiyle aynı oksijeni kullanıyorsan, öyle triplere girmeyeceksin. Valla üzgünüz ama ülkemizden ancak, Orhan Pamuk çıkabiliyor. Öyle de çıkacaksanız, çıkmayın. Karı yemek için kurduğunuz dünyada yanlışlıkla kendinizi tavlıyor, tam gaz inanıyorsunuz.

Kendine bir sabah ekmek süt almaya gittiğinizde şunu sorsanız farkedeceksiniz; "Yahu ben bu bakkaldan ara ara 10 yıldır alışveriş yapıyorum, Acaba hakkımda ne düşünüyor?" O bakkalın muhtemelen umr-u dünyasında değilsinizdir. Ama desen ki; "Berkecan nasıl eleman?", diyecektir ki; "Enver Ağabey'in oğlu mu?". İşte sizin dipsiz kuyularınız, akıntılarınız burda başlar. Alt tarafı Enver'in oğlu olmak ne kadar sikko değil mi? Bir anda okunan felsefik, sosyolojik satırlar, entryler bok oldu gitti. Enver dayı, Alnının akıyla ekmeğine koşarken, can evladı, ibne gibi şekil şükül oluyor, çiçekli böcekli döğme yaptırıyor, bardak götü gibi sakal bırakıyor, küpe üstüne küpe takıyor, ibne savunuyor, hak savunuyor. İşte o bakkal burdan yola çıkarak belki size komünist diyecek, Allah düşmanı diyecek. Yoktan yere sosyal statüden olacaksınız. Bir gün dayak yeseniz, o bakkal elinde bıçakla, kasap satırla, berber makasla çıkmayacak. Çünkü Enver Dayının hatrı asla Allahtan büyük olamayacak.

O yüzden arkadaşlar, günümüz İstanbul'unda hala Guns n' Roses ile Led Zeppelin ile karı yenebiliyorken, yüzeysel davranın. Boş zamanlarınızda, halı sahalara, nargilelere gidin, pes atın.