5.06.2010

Orhan Değil


Yazamıyorum yazı,
Yapamıyorum kazı,
Mezarcı idim, duruldum,
Orhan değil,
Pamuk oldum.

Sözü, sükûtu koydum sepete,
Döndüm edebe, verdim ebede.
Siniri stersi koydum kenara,
Yamuk değil,
Pamuk oldum.

"Aga" diyorlar, "Duruldun."
"Kavgadan beladan mı yoruldun?"
Çözümü "Siktir et" demekte buldum.
Galiba bu sefer aşık oldum.

"Öyle düzelticiydi yerine getiriciydi,
Sevmek" diyor Cemal baba, haklı idi.

Hatırlatırım yine,
Orhan değilim.
Sadece Pamuk oldum.

5.02.2010

Herkes Şen İken


Yeşili görünce baharlanırım,
Her bahar ben harlanırım,
Hormon hormon darlanırım,
Herkes şen iken ben...

Dallanır budaklanır yürek,
Köklerine işlemez kürek,
Derler, "kavga dövüşe ne gerek?"
Herkes şen iken ben...

Bir ara Fenere gelmişti Ortega,
Ne büyük fiyaskoydu aga,
Vururdu dağlara ovalara,
Herkes şen iken ben...

Herkes şen iken ben darlanırım,
Mevzular tilkisiyim ya, anlarım.
Olur olmaz Ortega'ya bok atarım,
Her pozisyonda ben yine,
Terse yatarım.


4.04.2010

Yastık Kavgası

Bilindiği üzre dün Caddebostan Sahilde dev bir organizasyon vardı. İkibin küsür kişi ellerde yastık, yüreklerde değişik duygular ile birbirlerine saldırdı. Böyle bir sosyal aktivite de fırsat bilinmeye çok müsait. Kavgalar çıktı, istismarlar yaşandı. Neticede herkes deşarj oldu, kinini nefretini attı.

Gel gelelim esas mevzumuza. Tabiiki böyle aksiyonlarda gözlerin gördüğü fakat dilin dönmediği bir çok olay hasıl oluyor. Şimdi bunlara değineceğim biraz.

Güzel Kızlar En Çok Dayak Yedi.

Evet agalar. Şimdi kaçımız ilkokulda, ortaokulda hatta lisede dahi kanımızın kaynadığı kızlara silgi atmadık? Onlara tenefüsleri, arkalarında oturuyorsak dersleri piç etmedik? Hepimiz ettik. Ben 4'e giderken, yazıldığım kızın kalem kusutunu çöpe atarak ona sevgi gösterisinde bulunuyordum. Bir insanın iflahını sikerek, ona ne kadar sevgi beslediğimi, ilgi duyduğumu belli ediyordum. Şu günümüzde de değişen bir durum yok. Değişen şeyler, çöpe atılacak bir kalem kutusunun ve artık elimizin hafif olmayışı.

Dün kardeşimizin birisi güzel bir bayan arkadaşa öyle bir vurdu ki, kız kös gibi gümledi. Daha sonra yerden kalkıp, kalbi temiz kardeşimizi oldukça kırıcı hareketlerde bulundu. Bayan arkadaşın frekansı tutsa, belki yeni bir aşk tomurcuğu baş verecekti. Hata yine biz, erkeklerde. Artık şunun bilincinde olmak gerektir, "Kadınlar hakim olamadıkları gücü sevmezler."

Gruplaşmalar - Araya almalar

Bu yastık olayına tek başına gelen oldu mu bilmiyorum, lâkin pekte sanmıyorum. Herkes en az 3 kişilik bir arkadaş grubuyla icabet etti. Bunların içinde 30 kişilik askerlik şubesi kisvesinde, çarşı iznine çıkmış gibi gelen kardeşlerimiz de yok değildi. Belirlenen uçarı tiplere dalındı, yastık vuruldu, yumruk atıldı. Tam bir hengame idi. Aralarında husumet olan bir çok kişi birbirine rastladı. Yastıkların yumruklara dönüştüğü anlar oldu. Ki bu çok normal bir durum, Türkiye'nin böyle bir organizasyona en az bir 300 yılı var, ÖDP'nin iktidar olması lazım.
Esas mevzumuza dönecek olursak, arkadaş grupları start verilmeden önce zaten kendi aralarında ısınıyorlardı. Mevzunun başlaması itibari ile 10 dakika sonra göze kestirilenler (örneğin; UZUN SAÇLI) araya alındı, hakları yendi. 1 kişiye 5 kişi dalındı. Özellikle bizim Atom Karınca'yı yere yatıran grubu farketmemle benim için sinir bozucu bir hal aldı. "AAAYT" dediğim de bir figür daha yapılsaydı, yumruklarımı konuşturacaktım.

Yenisahra Crew Baskını

Havanın kararmaya başlaması ile yumurta topuklarla iştirak eden kardeşlerim bilindiği üzere ortalığı bir hayli dağıttı. Yastığına "Mınçıka" formu kazandırıp çılgınlar gibi sallayarak, gerek yastıkların içine bira şişesi sıkıştırarak "Kral da biziz, soytarıda biziz. Dağılın lan!" mantalitesi ile kimimize göre olaya renk kattı, kimilerine göre günün celladı oldu. Bu durumdan rahatsız olmamak gerekli, çünkü günümüz Türkiyesinde Dudullu, Yenisahra, Fikirtepe, Sarıgazi özelleştirilmeden, yabancı sermayenin olmadan "ahahah vur yastığı kafama azizim." tümceleri ile beslenmiş bir yastık KAVGASI yapılamayacak.

***

Bu yer yer güzide yer yer ise taşkınlığın havada saltolar attığı eğlence ile ilgili aktaracaklarım bu kadar, Çöp mevzusuna hiç girmiyorum. Ben üzerime düşeni yaptım, en güzel yok etme biçimi YAKMA şeklinde katkıda bulundum.

Seneye bu etkinliği, Döşek savaşı formatında görmek, bizleri mutlu edecek, bir çoğumuzu topluma kazandıracaktır.


3.14.2010

Kafam Atık


Acaba şu dede yadigarını,
İndirsem mi dolaptan?
Koyup belime, çıkıp sokakağa,
Terör estirsem mi ufaktan?
Ne dersin,
Sevgilim...?



3.13.2010

Metrobüs Savaşları, Bölüm 1 : Söğütlüçeşme


Uzun süredir yakınlarıma Metrobüs Savaşları isimli bir yazı dizisine başlayacağımdan söz ediyordum. Evet, zamanı geldi. Özellikle dün sevdiğim bir insanın metrobüs sıkıntılarını bana anlatması üzerine iyice hiddetlendim, başlıyorum.

***

Bilenler bilir ben Erenköy'de ikamet ediyorum. Dünyanın en güzel, en sakin semti. Küçükken bir metropol olarak gördüğüm Erenköy, şu an bir emekli muhiti.
Her sabah 5:30'da yataktan kalkıyor, okula gitmek üzere giyiniyor, saçı başı yapıyor, diş fırçalıyor ve yola koyuluyorum. Genelde 6:07 treni ile metrobüse geçiyorum.

Şimdi metrobüs o kadar güzel bir olay ki, Edirnekapı'da inmeniz gerekse bile bazen Avcılar'a kadar gitmek geliyor içinizden. Çünkü 1,5 TL gibi komik bir ücreti var. Arabayla gitseniz, gidiş dönüş olarak 30 TL'ye yakın bir benzin yakacaksınızdır ortalama bir binek araçla. Gel gelelim çok güzel bir imkan, ultra bir ulaşım. Fakat fırsat içerisinden fırsat çıkarıyor, Metrobüsü dahi çıkarlar matruşkasına çevirebiliyoruz milletçe.
Günümüzde metrobüs, vicdanın son bulduğu birkaç yerden birisi. Özellike bayanlara sesleniyorum, Eğer ki küpeştenizi seviyorsanız saat 6:30 dan sonra ara duraklardan metrobüsü aman aman tercih etmeyin. 112'ye binin, 202'ye binin. Ama metrobüsü boşverin. Çünkü içerisi bir muharebe alanı, egoların tavan yaptığı bir güzergah. Mahşer yeri. Kul hakkının bile giremediği bir sosyal hizmet zinciri.
Söğütlüçeşme ise benim için bu serüvenin başlangıç noktası. Gökyüzü mora çalarken burada bekliyor ve genelde yolculuk öncesi son sigaramı yakıyor oluyorum. İşte tam bu nokta da, diğer vasıtalardan inenlerin akbil seslerini duymamla, bir sonraki metrobüste cam kenarına oturmak için önden 3. kapıya konuşlanıyorum. Çünkü benim gibi "orta derece vicdanlı"lar için oldukça ideal bir konum. Eğer ki, yaşlıya, sakata dayanamıyorsanız aman diyeyim, önünde boşluk olan koltukara oturmayın. Yalan olursunuz. Mümkünse ters gidin ve "asırlık"larla göz göze gelmemeye çalışın. Eğer müzik dinleyerek yolculuk yapıyorsanız, sakın "en arkaya oturayım" da demeyin ayrıca. Çünkü, dünyanın en kaliteli kulaklığına dahi sahip olsanız, "TOR TOR" sesi altında ezilecektir. Ha bundan yanla müzikten feragat edecekseniz ve benim gibi orta derece vicdanlı iseniz, motorun yanındaki EN YÜKSEK koltuk ortalığa hakim olmanızı sağlayacaktır kardeşlerim. ;)

Söğütlüçeşme'den binenler her zaman Avcılar'dan binenlerden daha elittir. Şopar dağılımı oldukça düşüktür. Ve eski İstanbul kültüründen mi diyeyim artık, insanlar bir nebzede olsa birbirlerine saygı çerçevesinde davranabiliyorlar. Hoş yinede burada esas olan oturmak. İlk duraktan binmek, belki çok küçük bir ihtimal Fikirtepe'den binip yer bulmak. Ama Fikirtepe söz konusu altını çizerim.

Şimdi Söğütlüçeşme'den huzurlu bir yolculuk için bir kaç püf noktası vereceğim arkadaşlar;

Sağlam Duruş:

Dediğim gibi mevzilenme olayını iyi ayarlamanız gerekiyor. İstasyona girdiğiniz gibi ilk hareket eden metrobüste inatçı olursanız büyük ihtimal ayakta bir yolculuk sizi bekleyecektir. Bu yüzden sakin fakat seri olmak lazım. Bu aşamada kendinize Buz Adam lakaplı Ergün Penbe'yi örnek almanız gayet işinize yarayacaktır. Bu metrobüsün gitmesini bekleyin, içeriye hınca hınç doluşanları izleyin. Fakat sakın ha sakın "Binmek isteyenler rahat binsin diye kapı ağzından çekilmeyin, mevzinizi bozmayın. Aksi takdirde daha fazla beklersiniz. Topuklarınız sarı çizginin bittiği noktada olsun. Eğer boyunuz uzunsa metrobüs geçerken kafanızı dikiz aynasından koruyun. Bir sonraki metrobüste hizalandığınız yerden rahatlıkla istediğiniz yere oturabilirsiniz. Yeter ki vücut çalımlarını yemeyin, kendinizi dirseklerden koruyun.

Göz Teması:

Söğütlüçeşme'nin ve bu civardaki Feneryolu olsun Kızıltoprak olsun, "yaşlı ve muhtaç" muhiti olduğunu unutmayın. Sağlam duruşu uygulamış olabilirsiniz ama bu tek başına yetmez. Olabildiğince göz temasında bulunmayın varsa kulaklığınızı takın müzik dinlemeseniz bile. Vicdanınız rahat olsa bile ahlaksız, görgüsüz olarak fişlenmeniz işten bile olmaz. Çünkü burası ihtiyar muhiti. Sonra o tatlı, bereli ve terbiyeli kızla kesişmenizde kendinizi zorlara sokmuş olursunuz.

Hak Savunmak:

Her ne kadar burası Söğütlüçeşme de olsa mutlaka sizin bir anlık boşluğunuzdan yararlanacaklar vardır. Kapıda atamadığı vücut çalımını koltuğun başında atmaya çalışacaklardır. Sakın yılmayın ve bereli kızı dahi düşünmeyin. Çünkü en sinir bozucu durum budur. Omuzlarınızı iyice açın ve perdeleme yapın. Eğer ki o ilk belirlediğiniz yere oturamazsanız hiç bir yere oturamazsınız ve dışarı çıkıp bir 10 - 12 dakika kaybetmiş olursunuz. Bu da İstanbul trafiğinde önemli bir süre aralığı.

Söğütlüçeşme ile ilgili anlatacaklarım bu kadar. Esas olan Mecidiyeköy'e , Fortçulara değineceğim bir sonraki yazımda. " Siz siz olun AYIK OLUN. "

3.06.2010

3.03.2010

Sana Yazdım.

Aslında hep istediğim sade şeylerdi,
Mütevazi bir hayattı tek ümidim.
Israrla, inatla karşı geldin.
Neydi seni bu kadar özgür kılan?
Affı yok mu bunun, neydi sana yapılan?

Kış günlerim inan cayır cayır.
O ayrıldığımız gün, hâlâ "fire in the hole",
Duman oldum, korum küllendi.
Umudum yitti, ağzımın tadı gitti.
Merak ediyorum acaba sebebi neydi?
Unutman bu kadar kolay olduğuna göre.
Neyse...

Kalbimdeki çatırtıları duyamıyor musun?
Ilıktır sana, bana cehennem bildiğin.
Zaten bilemedin aşkımı,
Iraktın aslında bana sevdiğim.

3.01.2010

Sigortasız işçi gibiyim, Geleceğim meçhul.


Şimdi bende yazılar yazsam,
Blogu rengarenk, şıkır şıkır donatsam,
Duvardan duvara çeşit çeşit etsem,
Bahar dönemi için yatırım yapmış olmaz mıyım?

Aşklı, sevgilili, hisli hisli konuşsam,
Fotoğraflarıma binbir efekt koysam,
Dale yerine Dali'ye hayran olsam,
Av sezonu çakallığı etmiş olmaz mıyım?

Arkadaşça yaklaşıp, kumpaslar kursam,
Yalan öfkelerle yastıklara vursam,
Katreler akıtsam, duygulansam,
Garantici olup, fırsatçılık etmiş olmaz mıyım?

Hakkım yendiğinde umursamaz davransam,
Ekmek alırken ellemeden, dokunsam,
Bana vurana, "Bak güzel kardeşim" desem,
Karı yemek için, naif ayağı yapmış olmaz mıyım?